Üniversitemiz İlahiyat Fakültesinin düzenlediği 4. Uluslararası Şeyh Şa’ban-ı Veli Sempozyumu (Hanefilik-Maturidilik) Açılış Töreni bugün 05 Mayıs 2017 de Üniversitemiz Bilgehan Bilgili Kütüphanesi Konferans Salonunda yapıldı.

Sempozyuma;  Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Yeni Türkiye Stratejik Araştırma Başkanı  Dr. Hasan Celal Güzel, Kastamonu Vali Vekili Yaşar Karadeniz, Kastamonu Milletvekilleri, Metin Çelik, Murat Demir, Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş, Üniversitemiz Rektörü Prof. Dr. Seyit Aydın, Rektör Yardımcılarımız Prof. Dr. Sezgin Ayan, Prof. Dr. Ali Rafet Özkan, Siyasi Parti Temsilcileri, Kamu Kurum ve Kuruluşlarının yöneticileri, Üniversitemizin Akademik ve İdari Personeli ile öğrenciler katıldı.

Program, saygı duruşu ve İstiklal marşının ardından Kur’an Tilaveti ve açılış konuşmalarıyla devam etti.

Açılış konuşmasını yapan Sempozyum Koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Atalan, şunları dile getirdi. Genelde din konusu özelde mezhep hâdisesi, “hakkında en çok spekülasyon yapılmaya müsait bir alan” olarak dikkat çekmektedir. Bunun en önemli sebebi, dinin bir yandan objektif diğer yandan da sübjektif bir tecrübeyi içermesi gerçeğinde aranabilir. Aslında bu, yalnızca dine özgü bir şey değildir; insanın doğası gereği mutlak anlamda sadece nesnel olması mümkün olmadığı için, bu pek tabii ki insanî disiplinlerin hepsinde de görülebilir. Böyle bir gerçeklik bilgisiyle olmalıdır ki, İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, gündelik hayattaki karşılaşmaların ve bireysel davranışların, içinde yaşanan genel toplumsal çerçeveyi nasıl etkilediği ve etkilendiğiyle ilgilenmiştir. İmâm-ı A’zam’ın bu ilgisi sadece nazarî bir ayrım değildir. Aynı zamanda sosyal hayatın tecrübî olarak tanımlanabilecek farklı yanlarına da işaret etmektedir. Bu böyle olduğu içindir ki, dinî olanı incelemekten ve analizlerini mümkün olan en nesnel bir biçimde yapma çabalarından, hapis cezası almasına rağmen asla vazgeçmemiştir. Özellikle bu temel gerçeği, gözden kaçırmamak gereklidir. Ebû Hanîfe’nin çalışmaları ve zihniyet dünyası, sonuç açısından bakıldığı zaman, yalnızca nazarî çerçeve içine hapsedilemeyecek kadar kapsamlıdır.

Kısacası, kendi eserleriyle, hakkında bilgi veren diğer kaynakların incelenmesinden çıkarılabilecek sonuca göre İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İslâm dünyasında meydana gelen siyasî, fikrî ve itikadî zümreleşmeler sonunda Kur’ân-ı Kerîm’e ve ona aykırı olmayan sahih hadîslere dayanıp İslâm akaidinî belirlemeye çalışan erken devir mütefekkirlerinin başında yer almıştır. Naklin yanında aklı ihmal etmemiş, itikadî meseleleri açıklamak için aklî kıyaslar yapmış, düşüncesini Kur’ân, sahih hadîsler ve ashabın ileri gelenlerinin anlayışları şekillendirdiği için yabancı kültürlerin tesirinden uzak kalmıştır. İslâm akaidinin ana meseleleri etrafındaki görüşleri, âlimler arasında büyük yankılar uyandırmış, bu görüşlerin büyük bir kısmı, başta Mâturîdî olmak üzere, diğer âlimlerce benimsenerek geliştirilmiştir. Kaşgarî’nin Divânu Lugatu't-Türk'ü Türk dili açısından, Farâbî ve İbn Sinâ'nın felsefeyle ilgili eserleri İslam Felsefesi açısında ne kadar önemli ise, Mâturîdî'nin Kitâbu't-Tevhîd'i veTe’vîlât'ı da Türk din anlayışı ve Türklerin dini düşünce tarihi açısından, o kadar önemlidir. Çünkü onun bu eserleriyle birlikte, akılcılık ve hoşgörü Türk din anlayışının temel taşları olmuştur. Mâturîdîliğin hakim olduğu bu kültür havzasında, bugün dahi hikmetleri Türk boyları arasında ezbere okunan Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre gibi büyük Türk mutasavvıflarının yetişmesine, Şiî/İsmâîlî fikirlerin etkisiz kılınarak Türk boylarının Hanefî-Mâturîdî din anlayışı etrafında toplanmasına; Selçuklu ve Osmanlı adıyla bilinen büyük Türk devletlerinin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Vali Karadeniz ise şöyle konuştu; Sayın Milli Eğitim Eski Bakanımız, Sayın Millet Vekillerim, kıymetli Başkanım, kıymetli katılımcılar, sevgili öğrenciler. Bugün burada Hanefilik ve Maturidilik üzerine Üniversitemiz çok kıymetli bir sempozyum organize etmiş durumda. Aslında bugün ki sempozyum Kastamonu’nun önde gelen vasıflarından birisi olan Evliyalar şehri olma özelliği açısından oldukça kıymetli çünkü bizim önde gelen unsurlarımızdan birkaç tanesi var ve bunları Kastamonu olarak öne çıkarırsak biz diğer illerle birlikte yarışma imkanı bulabileceğiz ve onların hedefledikleri ulaşmak istedikleri noktaya bizde hem turizm açısından inanç turizm açısından hem de ekonomik açıdan hem de bilimsel açıdan ulaşmış olacağız. Onun için ben bu sempozyumu organize eden Kastamonu Üniversitemize teşekkür ediyorum ayrıca  bugün bu sempozyuma teşrif ederek bizleri onurlandıran Başbakan Yardımcımız sayın: Prof. Dr. Numan Kurtulmuş’a da huzurlarınızda şükranlarımı sunuyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Sempozyumun ilimize ve Üniversitemize hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum. Sağ olun var olun.

 

 

 

Eski Bakan Hasan Celal Güzel şunları ifade etti. Sayın Valim, Sayın Milletvekillerim, Başbakan Yardımcımızın sayın eşleri, muhterem Öğretim üyeleri, çok değerli öğrenciler, sevgili Kastamonulular hepinizi hürmetle sevgiyle selamlıyorum. Ben Seyit Aydın hocanın faaliyetlerine mümkün olduğunca katılırım. O da mutlaka gelmemi ister bu defada öyle oldu. İşlerimi iptal ederek geldim. Çünkü henüz çok güzel çok hayırlı hizmetler yapıyor. Kaç senedir bunu gerçekten büyük bir memnuniyetle ve hayranlıkla takip ediyoruz. Bu Hanefilik Maturidilik meselesi Şeyh Şa’ban-ı Veli Hazretleri fevkalade önemli bir konu zaten Kastamonu deyince akla Şa’ban-ı Veli Hazretleri geliyor. Zaten bu Anadolu’nun eski medeniyet merkezlerinde şehirlerde İslam’ında merkezleridir bunlar. Hep bunlar akla gelir. Bursa deyince mesela Emir Sultan Hazretleri akla gelir. Bir çok Evliyalar vardır ama, Konya deyince Mevlana Hazretleri akla gelir. Aynı şekilde Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri vardır. Bunlar büyük çoğunluğu Ahmet Yesevi ocağından yetişmiş ve Hanefi Maturidi inancına sahip insanlardır. Hepsi Müslümandır. Biz Mezhep ayrımı yapmıyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın çok sevdiğim ve takdir ettiğim naçizane bir mesajı var. Hiçbir şekilde mezhep ayrımı yapmadığını bütün dünyaya gidince söylüyor. Ancak şunuda kabul etmek lazım Hanefilik ve Maturidilik özellikle Türkiye başta olmak üzere Türk dünyasının yollarıdır. Yani Türk dünyasının İslam’ı anlama şekli Hanefilik ve Maturidilik şeklidir. Tabi öbür mezheplerde başımızın üzerindedir. Bu arada aslında Bektaşi dergahından yetişmiş biz onlara dergah olarak bakıyoruz yani bir tarikat olarak bakıyoruz yoksa onlarda aslında Müslümandır büyük kısmına da bakarsanız aslında Hanefi Müslümanı olduğunu görürsünüz. Fakat özellikle Maturidilik konusu Türkiye’de çok ihmal edilmiştir ezber şeklinde söyleyip geçeriz. Biz Hanefi Mezhebinden ve Maturidir Mezhebindeniz deriz ama ne olduğunu da çok iyi bilmeyiz  o bakımdan uluslararası sempozyumda otuzdan fazla ülkeden büyük çoğunluğu Türk dünyasından iştirak var bu ilmi toplantının arizamik saatlerce bu konuyu ele alması bizi fevkalade memnun etmiştir. Sayın Başbakan yardımcımızda hürmetle selamlıyorum. Sözlerimin sonunda hepinize sevgiler, saygılar sunuyor bu sempozyumun başarılı geçmesini Cenap’ı haktan niyaz ediyorum.

Rektörümüz Prof. Dr. Seyit Aydın teşekkür konuşması yaparak şunları dile getirdi. Sayın Başbakan Yardımcımız, Sayın Valimiz, çok kıymetli Bakanımız, Değerli vekillerimiz, Belediye Başkanımız ve Kültür Bakanlığımızın çok değerli temsilcisi, çok kıymetli misafirlerimiz, değerli Kastamonulular, Sevgili öğrencilerimiz ve dünyanın değişik ülkelerinden gelen çok değerli ilim adamlarımız biz sadece kusura bakmayın bir teşekkür edeceğiz sizlere ve tabi ehemmiyetle belirtmek istediğimiz hususlar şöyleyim sizler hoş geldiniz sefalar getirdiniz teşekkür ediyoruz. Sempozyumumuza şeref verdiniz ama bu sempozyuma tatbikî sizlerin şeref vermesi hepsi ayrı bir mana katıyor. Biz bu sempozyumu her yıl  mayıs aynın ilk cuması başlayan Şeyh Şa’ban-ı Veli ve evliyalar haftasında yapıyoruz. Bu yıl dördüncüsünü yapıyoruz. İlk defa Sayın Başbakan Yardımcımız  ve eşleriyle birlikte muhterem hanımefendiler Bakan olarak teşrif ettiler. Bu bize ayrı bir mana verdi kattı kendilerine çok teşekkür ediyoruz çünkü Anadolu’nun dört direğinden birisi yani Mevlana hacı Bektaş veli Hacı Bayram Veli ve Şeyh Şa’ban-ı Veli dört direğinden birisi olan Şeyh Şa’ban-ı Velinin daha görkemli merasim ve programlarla yâd edilmesiniz biz tabiki arzu ediyoruz bizi bunlar sevindirir bu manada Başbakan Yardımcımız sayın Numan Kurtulmuş beyefendi ve eşleri muhterem hanımefendiye özellikle huzurlarınızda teşekkür ediyoruz gönlümüzü şaad ettiler Allah’ta onları gönlünü şad etsin. İnşallah Şeyh Şa’ban-ı Velinin maneviyatıda her zaman kendilerine beraberdir ayrıca Milli Eğitim eski bakanımız ve yeni Türkiye Strateji ve araştırma merkezi başkanımız, Sayın Bakanımız, ağabeyimiz, hepimizin ağabeyi Hasan Celal Güzel beyefendi bugüne kadar bizi hiç yalnız bırakmadılar. Allah’ta onları yalnız bırakmasın. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Ve yeni bir şey daha ilan etmek istiyorum buradan bu sene tebaa olarak Hanefilik Maturidiliği işledik inşallah beşinci sempozyumumuz da da Eşarili’ği işleyeceğiz. Onuda buradan ilan ediyoruz. Planımız ve ilim adamlarımızada teklifimizde oldu. Şimdiden oda hayırlı olsun diyoruz. Çünkü Türkiye dışından bir rektörümüz Eşariliğe yer yokmu dedi. Elbette Sayın Başbakan Yardımcımızda belirttiler bütün mezhepler meşrepler ve Müslümanlar kardeşimizdir. Hiç kimseyi ihmal etmiycez. Seneye de inşallah Eşarilikle devam edeceğiz. Buradan destekleyen kuruluşlarımıza, emeği geçen mesai arkadaşlarımıza ve şeref veren hepinize çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun var olun. Gelişiniz güle güle gidişiniz güle güle her işiniz güle güle diyoruz hürmetler sunuyoruz efendim.

Açılış konuşmasını yapan Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Kastamonu’nun tarihi coğrafik ve kültürel yapısına değindi. Kastamonu’nun yaşayan tarih olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, fethedildikten sonra düşman tarafından işgal edilmeden günümüze kadar ulaşan Müslüman beldesi olduğunu söyledi. Ayrıca Şeyh Şaban-i Veli Hazretlerinin hayatına değinen Numan kurtulmuş, İslam dinin özelliğine ve geleneğine değinerek, Mezhep kavgaları ve İslam içi çatışmaların emperyal güçlerden dolayı olduğunu belirtti. İslamafobi kavramının kullanılmaması gerektiğinin altını çizen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş sözlerine şöyle devam etti; Bu topraklar da yaşanan Anadolu da yaşanan İslam geleneği tam adını koymak gerekirse irfan geleneğidir. İlim sadece kuru zahiri manada bir ilimden ibaret olamaz. Eğer öyle olmuş olsaydı sadece bilmek her hangi şekilde değerli olsaydı, objektif ölçülerde bilmek değerli olsaydı insanlık tarihin en fazla bilgi üretilen çağı, yaşadığımız bu çağdır. Bu çağın bir asrısaadet olması gerekirdi. Bu çağda bu kadar bilgi varken dünya insanlığın huzur içerisinde saadet içerisinde barış içerinde özgürlük içerisinde dünya nimetlerinden istifade eden bir denge içerisinde olması gerekirdi. Ama ilim tek aşına yeterli değildir. Bu ilmin mutlaka hikmetle, mutlaka irfanla kuşatılmış olması lazım. Hikmet bilginin insanların ve yaratılan bütün mahlûkatın hayrına kullanılması demektir. Hikmet sadece bilgiyi aktarmak değil, omu insanların faydasına olacak şekilde ortaya koymak demektir. İrfan ise bilmenin en üst mertebesidir. İrfan insanın kendisini bilmesi, Rabbini bilmesi mahlûkatı bilmesi yaradılışın sırrına ermesi anlamındadır. Bu anlamda irfan insanın kâinatı, kendisini, insanlığı bilmesi eylemidir. Bugün insanlığın temel sıkıntısı kendisini bilmemektir. Kendisinin aczi yetini kendisinin sınırlarını bilmemesi ve tabiri caizse kendisini yaratılanla yarışa koymasının bir sebebidir. İşte bundan dolayı dünya da birçok meseleyi yaşıyor, birçok kavgayı gürültüyü birlikte izliyoruz. Bunun tarafı oluyoruz. Onun için Anadolu’daki irfan geleneği sadece eylemdir. Sadece bilmekten ibaret bir şey değildir. Bir eylemdir, eylemler bütünüdür. İrfan geleneği savaş meydanlarında kendisine kılıç çekmeyen düşmanlarını asla rahatsız etmemektir. İrfan mektebinin mimari anlayışına bakalım, hiçbir ev bir başka evin penceresini, güneşini kapatmaz. Komşunun güneşi kesilmez. Hiçbir mimari mektepte, hiçbir mimarlık fakültesinde ne yazık ki bugün bu öğretilmiyor. Ama bizim irfan mektebimiz asırlarca bunu öğretti. Bunu fiili hayatın içerisinde de uyguladı. Ayrıca bizim bir tüccar ahlakımız var. İrfan mektebi bilginin tek başına bir şey anlam ifade etmediğini bilginin insanları kâinatı kâinat kitabını okumak anlamak ve Allah’ın karşısında aczini bilmek olduğunu bizlere öğretiyor. Çok şükür ki bu Anadolu toprakları asırlarca bu ruhla yoğrulmuştur. Şeyh Şaban-ı Veli Hazretleri bu ruhu bu topraklarda bu belde de yayan, bugüne kadar getiren büyük hayat pınarlarımızdan birisidir. Çok şükür ki Kastamonulular Şaban-ı Veli’nin manevi huzurunda her gün onun öğrettiği bu manevi iklimde yaşıyorlar, siz değerli öğrencilerimiz de her gün bu iklimi teneffüs ediyorsunuz. Hepinizi tebrik ediyorum. Hepinizi irfan mektebi öğrencileri olmanız için Allah’ a dua ediyorum. İslam Tarihinin iki tane büyük çıkışı olmuştur. Bunlardan birisi Hz. Peygamber ve ashabının Rashid halifelerin dönemi. Yani İslam’ın Altın Çağı. Orada insanlık tarihi boyunca yaşanabilecek en güzel toplum örneğini peygamber ve sahabe-i ikram ortaya koymuştur. Altın devir o sürede devam etmiştir. Ne yazık ki Hz. Peygamberin vefatından sonra İslam düşüncesinde İslami yaşayış belli sapmalar ortaya çıkmıştır. Mezhep ve meşrep çatışmaları, saltanat ve etnik çatışmalar, soy sopla övünerek yapılan mücadeleler ne yazık ki bugüne kadar devam eden bir yanlışlığı ortaya koyuyor. İmam Maturidi ve İmam Ebu Hanefi Hazretlerinden alacağımızda bu alanda çok şeyler vardır. Bu İslam’daki sapmalar fitneler fücurlar yanlış itikatlar bir takım yanlış uygulamalar sonucu İslam’ın ikinci büyük hareketi ikinci büyük çıkışı dediğimiz çıkış Tayif’ten Mekke’den kaçarak Horasan’a yerleşen erenler tarafından mayalanmış ve oradan yükselmiştir. İslam Dünyası büyük alt üst oluşlarla da karşı karşıyadır. İslam Dünyasında iki temel tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek isterim. Bunlardan birincisi Müslümanların güç, kuvvet, izzet ve şeref kaybetmesi ile birlikte Osmanlı Cihan devletinin çözülmesi ile birlikte sürekli içine kapanması sonucu maalesef uluslararası alanda Müslümanların güçsüz kalması sonucu oluşturulan bir İslam karşıtlığıdır. Son günlerde kullanılan İslamofobi kavramını lütfen kullanmayın. Bu emperyal bir dilin parçasıdır. Bu üretilmiş bir İslam karşıtlığıdır. Ama en acısı İslam karşıtlığı İslam topraklarının kendi içinde de yayılmaya başlamasıdır. İkinci büyük tehlike İslam içi çatışmalar İslam adına yapılan bir takım yanlışlıklardır.

İslam dünyasında 1300 sene öncesine benzer korkunç derece de hızlandırılmış bir mezhep taassubu ve mezhep çatışması ortaya konulmaya çalışılıyor. Bunun da bir takım siyasi amaçlarla beslendiği büyütüldüğü ve mezhep çatışmaları üzerinden İslam coğrafyasının lime lime edildiğini hep beraber görüyoruz. Burada da kullanılan emparyal dile dikkat etmenizi istiyorum.

Bizim özelliğimiz vasat bir ümmet olmaktır. İslam ümmetinin özelliği aşırılıkların dışına çıkmış olmasıdır. Bu anlamda bizim irfan geleneğimizin en büyük düşlerinden birisi de Hanefilik ve Matuidiliktir. Büyük oranda amelde mezhebimiz Hanefilik, itikatta mezhebimizin Maturidilik olması Anadolu eksenin de gelişen İslam’ı geleneğin makul muktedir ve orta yolda seyretmesine vesile olmuştur. Maturidilik ve Hanefilik ekseninin özellikle maturidilik ekseninin diğer bütün aşırılıktan ayrıldığı iki tane önemli hükmü vardır. Bunlardan biri amel imandan bir cüz değildir. Bir kişinin mümin olduğuna inanmak onun mümin olduğunu kabul etmek için ibadetlerine bakmayız. Çünkü ibadetler Allah’la kulla olan şeylerdir ve ibadetlerin kabul olmasının asli ise takvadır.” Dedi.

Protokol konuşmalarının ardından katılımcılara hediye ve plaket takdim edildi.

Sempozyum açılış programı, destekleyen kuruluşlara hediye takdimi ve toplu fotoğraf çekiminin ardından son buldu. 

 

Son Haberler